Ay Sarayı

Salı, Şubat 02, 2010

J.D. Salinger



Yirminci yüzyıl edebiyat klasikleri arasında gösterilen Gönülçelen'in, (Catcher in the Rye) yazarı olarak da tanınan Amerikalı romancı J.D. Salinger, 91 yaşında geçtiğimiz günlerde hayata veda etti.

Münzevi bir hayat süren ve kimseyle kolay kolay görüşmeyen Salinger, Amerika'nın New Hampshire eyaletinin küçük bir kasabası olan Cornish'te yaşıyordu.

Gençlik yıllarında turistik gezi gemilerinde çalışan Salinger, ikinci dünya savaşının patlak vermesiyle birlikte gemiler Amerika'dan Avrupa'ya turist yerine asker taşımaya başlayınca orduya katıldı. Yazar, henüz askere gitmeden önce ilk hikayesini New Yorker'a 1941 yılında vermişti.

Salinger, İlk kez 1951 yılında basılan ve Holden Caulfield adlı bir gencin yabancılaşma ve isyan hikayesini anlatan "Gönülçelen" romanı ile üne kavuştu. Roman dünya çapında ilgi görürken 65 milyondan fazla sattı.

İNZİVADA GEÇEN KOCA BİR ÖMÜR

Salinger, yazılarını ve eserlerini kolay kolay paylaşan bir yazar değildi. Sosyal yaşantısı olmayan, içe kapanık ve yalnızlığı ile adeta evlenmiş biri olan Salinger, Gönülçelen'in film haklarını satmaya da hiçbir zaman kabul etmedi. Yazar, edebiyat kariyeri boyunca Gönülçelen'in dışında birkaç kitap ve kısa hikayeler yayınladı.

Salinger, 1950'lerin ikinci yarısından itibaren New Yorker dergisinde yedi tuhaf kardeşli Glass Ailesi'nin birbirine bağlı uzun hikayelerini yayımladı. Daha sonra yazar bu öykülerini, "Franny and Zooey, Raise High the Roof Beam, Carpenters and Seymour: An Introduction" adlarıyla kitaplaştırdı.

Salinger en son eserini yaklaşık 45 yıl önce yayımlamıştı. Kendisiyle görüşmek isteyenlere, onu huzur içinde bırakmalarını, rahatsız etmemelerini söylerdi. Bu isteğine tam olarak birkaç gün önce kavuşan Salinger için bir anma töreni düzenlenmeyecek.

Etiketler:

Pazartesi, Ocak 04, 2010

Breast Cancer



Hayatın benzersizliği ve de yaşamın güzellikleri üstüne hiçbirşey yazacak değilim, çünkü hiç görmedim, bu güne değin hiç yaşamadım ki, yaşanan gerçeklerin tüm hayalsizliklerini engellemesin ki; katılığın kurallarında ki sevgisiz katı kalpler bile gerçeklerin önünde birazcık olsun bile yavaşça değil hızla değerli yaşamı öldürüyor her yönden.Birinci, ikinci ve de en sonun da yıllar boyunca içlere sinsice gelip yerleşerek ölüme yol açan üçüncü korkunçluğunda ki sona yıkılmak en gerçeğidir.Sevdiğin tüm insanlar birer birer elinde ölüp giderken ve bu dünyada ne adalet, ne de hiç bir güzellik kalmamışken şimdi bu korkunç hastalıktan muzdarip hayatta kalan tek insan olan halam ölüme yelken açmışken, özellikle bu hastalıktan çeken tüm insanlara acil şifalar dilerim.

Etiketler:

Cumartesi, Aralık 19, 2009

The Last Picture Show




Süre: 118 Dakika
Tür: Dram
Yönetmen: Peter Bogdanovich
Oyuncular: Timothy Bottoms, Jeff Bridges, Cybill Shepherd , Ben Johnson, Cloris Leachman, Ellen Burstyn
Görüntü Yönetmeni Robert Surtees
Senaryo Larry McMurtry,Peter Bogdanovich
Yapımcı Stephen J. Friedman
Gösterim Tarihi 3 Ekim 1971

1951 yılında Teksas'ta "Anarene" isimli küçük ve önemsiz bir kasabada yoksul bir çevreden gelmiş olan lise öğrencileri Sonny (Timothy Bottoms) ve Duane (Jeff Bridges) günlerini okul takımında futbol oynayarak, yaşlı kurt 'Aslan' Sam (Ben Johnson)'in salonunda bilardo oynayarak, kasabanın tek sinemasında film seyrederek ve tabii bir de kızların peşinde koşarak geçirirler. Duane, kasabanın zengini petrolcü Gene Farrow (Robert Glenn) ve Lois Farrow (Ellen Burstyn)'un kızları okulun en popüler kızı Jacy (Cybill Shepherd) ile çıkmaktadır. Sonny ise okulun futbol koçu Popper (Bill Thurman)'un ilgi yoksunu karısı Ruth (Cloris Leachman) ile ilişkiye girer. Bu ölü kasabada gençler için bir gelecek yoktur. Çokları hayatını kazanmak için büyük şehirlere göçmüştür. Gençlikten olgunluğa doğru geçerken gitmekle kalmak arasında kararsız bu iki genç hem dostları hem de akıl hocaları olan 'Aslan' Sam 'den yalnızlık, hayat ve kıskançlık hakkında esaslı dersler alırlar.

Etiketler:

Pazartesi, Kasım 09, 2009

Moonlight



Ralph Albert Blakelock (1847-1919)
Moonlight, circa 1885-1889
Oil on canvas, 69.2 x 82.0 cms
The Brooklyn Museum 42.171
Dick S. Ramsay fund

"o günlerde sayısız bahane icat ettim, ama sonuçta herşey umutsuzlukta düğümlendi. umutsuzdum ve onca kargaşa içinde kesin, şiddetli, vurucu bir eylem gerektiğini düşünüyordum. dünyanın suratına tükürmek, akla gelebilecek en aykırı şeyi yapmak istiyordum. gereğinden fazla düşünüp gereğinden fazla kitap devirmiş bir gencin coşkusu ve idealizmiyle, yapmam gereken şeyin hiçbir şey yapmamak olduğuna karar verdim: eylemim, herhangi bir eylemde bulunmayı kesinlikle reddetmek olacaktı. bu, estetik önerme düzeyine çıkartılmış nihilizmdi. yaşamımı bir sanat yapıtına dönüştürecek, her solukta felaketimden tat almayı öğrenecek ölçüde paradokslara feda edecektim kendimi. bütün bu belirtiler mutlak bir çöküşün işaretiydi, ben el yordamıyla başka bir çıkış ararken, o karanlık giderek beni içine çekti, yalınlığıyla aklımı çeldi. kaçınılmaz olanı değiştirmek için bir şey yapmayacak, ama kaçınılmaz olana balıklama da dalmayacaktım. yaşam şimdilik eskisi gibi sürebiliyorsa, bundan alası olmazdı. sabredecek, direnecektim. beni neyin beklediğini nasılsa biliyordum, bugün ya da yarın, er geç olacaktı. mutlak çöküş. canavar vurulmuş, bağırsakları deşilmişti. ay, güneşi örtecek ve o noktada ben yok olacaktım. meteliksiz, et ve kemikten ibaret bir enkaz olacaktım."

'' Güneş geçmiş, dünya bugün, ay gelecektir ''

Paul Auster-Moon Palace

Etiketler:

Çarşamba, Ekim 21, 2009

Bandista

De te fabula narratur, senin hikayeni anlatıyorlar*


Bandista bir aralık, bu darlık bu basmakalıp, bu ayık kafayla esrik taklitleri, bu aramızda yaşayan katilleri teşhir etmek gerek dedi evde uyuklarken. Uyanmak gerek dedi önce kendi kendine, evde bir gitar çaldı manuş, klarnet aktı meyanlı, kaydırmalı, akordeon zaten doldurmuştu köşe bucak, vurmalılar hazırdı "marş"a, başladı ev'in hikâyesi, varyetesi söküp söküp yapmanın.

Bandista evi şenlik kıyamet bir eylem bandosu şimdi ses vermekte ska, balkan, vertov, reggae, eşitlik, özgürlük, cango, votka, adalet, kökler sularından... Bandista evinde geceler gündüz gündüzler denktir geceye, bu evde güneş batsa da dinlenir ev hece heceye. Bu evin odaları geniş uzun dar hayal; bu evde mebzul miktar kapılar kilitsiz gıcırdar. Bu evde koridorlar, sokaklar ve meydanlar, sahneler salonlar dansla sesle hınçla çığlıklar... Bu ev bir dağ başında bir gettoda ya da down-town'da, bu ev dev bir karavan bu evi bulur arayan. Bu evin sakinleri kara kızıl mor renkleri, yeşil sarı turunç ve nar, bu ev binbir bedenle var. Bu ev döker alınteri, bu ev rahim yangın yeri; söndürür kandilleri nice esrik sever evi. Bu evde geçmiş hüzünle değil hüsnü kabulle, bu evde gelecek yokla değil beklenir telaşla. Bu ev tenha bu ev dar-maduman kanma yalan, gözyaşları ağıtlar destanlar epik tasalar, bu evde yasalar değil ses verir yoldaş maison'lar!

Bandista is a music collective established in May 2006 in Istanbul, Turkey. Bandista has its roots in the cultural diversity of Anatolia; though the band's presence clearly declares its internationalist approach. The sound of Bandista varies from Django to Reggae, from Bratsch to Ska, Dub and Afro-Beat. The basic formula of the band is to deconstruct whatever sound, text and image possible in favour of a border and class free world. Every Bandista performance is a situationist experiment of rage and rapture. Bandista has performed in several festivals, demonstrations and clubs in Turkey and abroad.

kayıt / recording: Bandista, Kadıköy | miksaj / mixing: BeatBox Pro-Lab Sound, Napoli
mastering: Studio Soulfingers, Napoli | kapak / cover: Bandista | nisan/april 2009

* ...Sollte jedoch der deutsche Leser pharisäisch die Achseln zucken über die Zustände der englischen Industrie und Ackerbauarbeiter, oder sich optimistisch dabei beruhigen, dass in Deutschland die Sachen noch lange nicht so schlimm stehn, so muss ich ihm zurufen: De te fabula narratur!
...ama eğer Alman okur, İngiliz sanayi ve tarım işçilerinin durumuna omuz silker, ya da iyimser bir biçimde Almanya'da işlerin bu kadar kötü olmadığı düşüncesiyle kendini avutursa, ona açıkça şunu söylemeliyim: "De te fabula narratur!'

Karl Marx, Das Kapital, Vorwort / Önsöz, 1867


"De te fabula narratur, senin hikâyeni anlatıyorlar... bize söyleyeceği bir şey daha vardır: Warensprache'nin [meta dolaşımının dili], metaların dilinden telaffuz edilmiş anlatısını (biteviye kapitalizmin konuşması) tercümesi yeterli değildir: onun yerine başka bir anlatının, yepyeni bir anlamın konulması, kısacası "başka bir hikâyenin anlatılması" gerekir. Bu "yeni hikâyeyi dinlemek" için birçok kulağın dikilmiş olduğunu biliyoruz. Ama diller kendi kendilerine konuşamazlar. Farklı hikâyelerin –neredeyse sayısızca– nasıl olanaklı olduklarını anlamış olmak pek şaşırtıcı gelebilir."

Ulus Baker, Marx'ın Bir Çift Sözü Var, 1996



kalplerimizde, kardeşlerimizde, kardeşlerimize...

haydi barikata

kara fırtınalar sarsıyor göğü, kara bulutlar kör eder gözleri, ölüm ve acı beklese de bizleri, onları yenmek için yürümeliyiz ve en değerli varlığımız özgürlük, cesaret ve inançla savunmalıyız, haydi barikata haydi barikata, ekmek, adalet ve özgürlük için, kalplerimizde, kardeşlerimizle, tüm dünyada büyüyor direniş, haydi barikata haydi barikata, ekmek, adalet ve özgürlük için!


söz: Bandista

müzik: ilk düzenlenişi 1879’a dayanan, ancak 1905 Mayısında Polonya’da işçi kortejlerinin yarı resmi marşına dönüşüp akabinde uluslararası yaygınlık kazanan, Polonya’nın kadim hürriyet ezgilerine dayanan Warszawianka marşı, 36 İspanyasında A Las Barricadas adıyla CNT’nin alamet-i farikasına dönüştü.


Temelde Valeriano Orobón Fernánez’in İspanyolca sözlerinin Türkçe söylenişine dayanan söz bloğu, aynı zamanda bu marşın Türkçe’deki ilk bütünlüklü ve aslına sadık dile getirilişidir. Türkiye devrimci hareketinde –esinlenlemeler ve belli bölümlerin bağlamdışı sözlerle bazı anarşistler tarafından söylenmesi dışında- daha önce kayıt altına alınmamış ve marş bütünlüğünde söylenmemiştir; ayrıca Avrupa devrimci hareketi tarafından da unutulmuş ve Bandista repertuarının beynelmilel dinleyici tarafından en çok talep alan marşlarından biri haline gelmiştir.



özgürlüğe manuş

ne seattle ne cenova ne latin amerika’da, ne hindistan’da bir arayışta, özgürlük içinde özgürlük kafanda özgürlük, özgürlük sen nerdeysen orada, ne sokakta ne meydanda ne kampüste ne yolda, ne mahpusta ne torna tezgâhında, özgürlük içinde özgürlük kafanda özgürlük, özgürlük sen nerdeysen orada, hem seattle hem cenova hem latin amerika’da, hem hindistan’da bir arayışta, özgürlük elinde özgürlük seninle özgürlük, özgürlük sen ordaysan orada, hem sokakta hem meydanda hem kampüste hem yolda, hem mapusta hem torna tezgâhında, özgürlük elinde özgürlük seninle özgürlük, özgürlük sen ordaysan orada!


söz: Bandista

müzik: İkinci Dünya Savaşı Yunan Direnişinin anonim ezgilerinden olan San Atsalino Teixos'un Django Reinhardt tarzında ve Manuş müziğe bir saygı olarak icrası.



Bandista’nın bir varyete olarak icra ettiği iki benzer, ancak anlamda taban tabana zıt söz bloğu üzerine kurulu bu şarkı, müzikal formu itibariyle de eğlenceli bir marş olarak ilk kez Türkçe’de söylenmektedir.

ille de rumba

dalgaları karşılayan, (rumbara rumbara rumbamba) gemileri andırarak, (rumbara rumbara rumbamba) gövdemizle karanlığı yara yara, ay carmela. çıktık rüzgarları serin, (rumbara rumbara rumbamba) uçurumları en derin, (rumbara rumbara rumbamba) havaları en ışıklı sıradağa, ay carmela. arkamızda düşman gözü, (rumbara rumbara rumbamba) gibi karanlığın yüzü, (rumbara rumbara rumbamba) önümüzde bakır taslar güneş dolu, ay carmela.. dostların arasındayız, (rumbara rumbara rumbamba) güneşin sofrasındayız, (rumbara rumbara rumbamba) dostların arasındayız, (rumbara rumbara rumbamba) güneşin sofrasındayız, (rumbara rumbara rumbamba) dostların arasındayız, güneşin sofrasındayız. dostların arasındayız, (rumbara rumbara rumbamba) güneşin sofrasındayız, (rumbara rumbara rumbamba) dostların arasındayız, (rumbara rumbara rumbamba) güneşin sofrasındayız, (rumbara rumbara rumbamba)


söz: Nazım Hikmet-Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü’den (1949) detay.

müzik: Kökleri 19. yy’a dayanan bir halk ezgisi üzerine 36 İspanyasında yazılan sözlerden müteşekkil bu şarkı bugün artık unutulmaya yüz tutmuştur; İspanyolca sözler bazı kaynaklarda Lorca’ya mal edilir.


El Paso del Ebro veya Viva la Quince Brigada adlarıyla da bilinen Ay Carmela şarkısı, marş formu içinde olmasa bile faşizme karşı savaşan İspanyol anarşistleri ve sosyalistleri üzerinde şevk ve umut verici bir etkiye sahipti. Bandista bu şarkıyı Türkçe söylemek isterken, üzerimizde önemli bir etkisi olan başka bir şarkı ve söz bloğu, yani Timur Selçuk ve Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü’yü anımsadı ve bir yapı söküp takma faaliyeti sonrasında iki şarkıyı birbiri içine ördü.


her şeyin şarkısı

her şey herkesleşiyordu, herkes her şeyleşiyordu, tarih durmadan yazılıyordu, birden olanlar oldu, bir kırmızı koltukta yatarken, ekranda dziga vertov dönerken, psinoza mavladı birden, şaşkınlık hâsıl oldu, bir çapa bir votka bir ılık meltem, kıbrıs’ta dört ceset bir baker’ken, havariler mitler yazarken, uyku bastırıyordu, meneviş’ten glorya’ya sokak’ta bir votka, kadıköy evinde jacques brel çalmakta, temmuz oldu yaz bitti hoca kalk haydi, tayfa marquiz yolunda, gördüğüne inanma, gördüğüne inanma, gördüğüne inanma, sen!


söz: Bandista

müzik: Bandista


Hocamız, ev arkadaşımız, bize müziği anlamayı öğreten insana dair bir kolaj.



mâyâ

albenisi albeni, albenisi sanki bir, şa lala lala lala la, düşkün bir düşe benzer, heveskâr eğlenceler, burjuvazi büyüler, temaşa verir huşu, sanki bir tavuskuşu, ga gaga gaga gaga ga, gagasında pembe toz, uyku inkâr ve hipnoz, dolce vita ah ne hoş, uyan artık ey uyan, uyan âlem-i reayan, pa papa papa papa pa, patlayan bir volkan ol, şol zulümden çıkar yol, mevcudiyet kavgası!


söz: Bandista

müzik: Amaritzi


Bandista’nın son dönemine ait bu Balkan ezgisi, kabare formuna yakın ve bunu mümkün kılan söz bloğunun tekrarı ve nihayetinde Enternasyonel marşına yapılan bir göndermeyi içermektedir. Hint mitolojisinde dünyanın aldatmacası anlamına gelen mâyâ kavramı, burjuvazinin ayartıcı çekiciliği, hafızasızlık, duygular dünyasına hitap eden sanatsal üretimler ve gösteri toplumuna dair bir beyanı kapsayacak şekilde kullanılmıştır, yine bu mitologya mâyâ’nın büyüsünden kurtuluşu bir uykudan uyunmakla özdeşleştirmektedir, buradan da Enternasyonel’in ‘uyanmak’ göndermeli giriş bölümünün kendimizce tekrarını sunmamızın imkânı doğmuştur.


aim

hayat denilen kavgaya girdik, emin adımlarla yürüyoruz, biz bu karanlık yolun sonunda, doğacak güneşi görüyoruz, dağları aşıyor, bak yakınlaşıyor, kızıl yıldız, zafer kuşu, bu bir rüya değil, bu bir hülya değil, yıldızıdır kurtuluşun, kara deryalarda bir fenersin, senin ışığınla yürüyoruz, biz bu karanlık yolun sonunda, doğacak güneşi görüyoruz, fabrikalarda biz, tarlalarda biziz, biziz hayatı yaratan, dil farkı bilmeyiz, din farkı bilmeyiz, sanki doğduk bir anadan, anamız amele sınıfıdır, yurdumuz bütün cihandır bizim, hazırlandık o büyük kavgaya, başta bayrağımız sosyalizm, bayrağını yükselt, daha daha yükselt, yükselt bayrağı yukarı, bugüne vuralım, yarını kuralım, kaldıralım sınırları, bugüne vuralım, yarını kuralım, kaldıralım sınıfları!


söz: Yoldaşlarımız

müzik: 1920 yılında Kızıl Ordu’nun Beyazlara karşı verdiği mücadeleye dair bir övgü olarak Samuel Pokrass tarafından düzenlenen Belaia armiia, chiornyj baron [Beyaz Ordu, Kara Baron] marşı, 1927 yılında Temmuz Ayaklanması günlerinde Die Arbeiter von Wien adıyla Avusturya sosyalistleri arasında yaygınlaştı ve ilerleyen yıllarda özellikle faşizme karşı mücadelenin simgelerinden birine dönüştü.


Avusturya İşçi Marşı'nın Türkçe'ye ne zaman ve kim tarafından aktarıldığı bilinmemektedir. Bandista aim [niyetimiz] olarak andığı bu marşı köklere bir saygı ve mücadelenin ve kendimizi ifade tarzımızın yıllar geçmesine rağmen nasıl da esasta aynı kaldığını vurgulamak için en bilindik haliyle icra etmekte, yeni muhalefet kuşağı ile geçmiş arasında bir bağ kurmayı amaçlamaktadır.



kara çocuk raksı

djelem, djelem, lungone dromensa, maladilem baxtale romensa, ay, romale, ay, chavale, nice nice yıllar boyunca, nice yüzler gördüm ömrüm boyunca, bir bardağa şarap dolunca, bir bahçede ah o ateş yanınca, bak o çocuklar, bak raksa başlar, kara deri ve uzun elleri, o çocuklar kuytusunda şehirlerin, ötesinde gündüzün ve gecelerin, menzil bizim ah o cennet bahçeleri, bak o çocuklar, bak raksa başlar!


söz: Bandista

müzik: Roman geleneksel



1971’de ilk Dünya Roman Kongresi’nde ulusal marş olarak kabul edilen bu şarkı, yüzlerce Roman grubu ve topluluğu tarafından temelde Jarko Jovonovic sözleriyle yorumlanmış, çeşitlenmiş ve sınırlar aşmıştır. İlk kez Türkçe sözlere sahip olan şarkı bizim için ‘yolcu’luğa ve topraksızlığa dair bir övgüdür, marşımızdır.



hiçbir şeyin şarkısı

bir sokağın ortasında yatıyor, yoldaşları kenti altüst ediyor, carlo kalkıyor hesap soruyor, güneş güneş yine doğuyor, sabah oluyor sabah oluyor, şimdi bayrak üstünde salınyor, bize miti değil fikri yetiyor, mahir kalkıyor hesap soruyor, güneş güneş yine doğuyor, sabah oluyor sabah oluyor, bir kimsesiz mezarında yatıyor, katilleri şimdi resim yapıyor, veysel kalkıyor hesap soruyor, güneş güneş yine doğuyor, sabah oluyor sabah oluyor, bir kaldırım ortasında yatıyor, yarasından yalanınız sızıyor, hrant kalkıyor hesap soruyor, güneş güneş yine doğuyor, sabah oluyor sabah oluyor, hürriyet ve adalet aranıyor, onlar kanun, biz tarihi yazıyor, halklar kalkıyor hesap soruyor, güneş güneş yine doğuyor, sabah oluyor sabah oluyor!


söz: Bandista

müzik: İkinci Dünya Savaşı Kızıl Ordu ezgisi+Ines, Boikot.


Bandista’nın daralanına, kayıplarımıza ve hesap sormaya olan inancımıza, sabaha, uyanmaya ve “o” günlere dair bir heveslendirici, ağıt ve şehitler miti kültürüne karşı, başka türlü bir anmanın mümkünlüğüne dair bir son sözdür.


Darbeler, müdaheleler, politik ve kültürel işgaller ‘sorgulanamaz’ iktidarlarlarını ezicilikleri, şiddetleri ve yarattıkları acılar ve galibiyetleri ne düzeyde olursa olsun, tam da toplum ve mağluplar nezdinde meşru, haklı, kaçınılmaz ve yahut hegomonik kabul edildikleri anda tesis ederler. Erkin sahipleri mevcut durumlarını sürdürmenin yolunun onu elde ettikleri hâl ve yöntemde ısrar ve bu 'olağanüstü' hâli sürdürmekten geçtiğini bildiklerinden bu, ‘farklı’ bağlam ve tecessümlerle durmaksızın devam eden bir saldırı sürecidir.

Bu saldırıya karşı verilecek yanıtların içinde dilimizde, sesimizde, müziğimizde direnmek bir kültürün, içinden başka başka muhalif kültürleri doğurarak yaşaması anlamında elzemdir. Unutmayıp inanmak ve bulanmayıp bilenmek düsturuyla Bandista evi var olduğunu bizzat kendi mevcudiyetinin mümkünlüğüyle bildiği muhalefet mukavemet âlemini paşaların başucunda De Te Fabula Narratur’un kaldığı yerden bizim hikâyelerimizi anlatmaya davet ediyor. Zira bir fısıltıdan bile korkuyorlar... gürültü ne çok şeyi değiştirir... kafaya kafaya zound zystem!

Coup d’états, interventions, and political and cultural occupations, regardless of the level of their victory, their oppressiveness, violence, and the pain that they induced, establish their ‘unquestionable’ power at that moment when they are considered legitimate, just, inevitable or hegemonic in the eyes of the defeated and the society. This is a incessant process of attack that works through different contexts and reflections, since the possessors of power know that the way of stabilizing their existing condition is to insist on the state and methods by which they have acquired that power and to maintain this ‘exceptional’ state.

It is crucial to resist this attack with our answers, through our language, voice, and music for a culture to sustain itself and give birth to various dissident cultures from within itself. By the motto of not forgetting but believing and not watering down but sharpening, Bandista keeps telling our stories, on the bedside of the pashas, from the world of dissent and resistance that Bandista knows exists through the manifest possibility of its own existence, from where De Te Fabula Narratur left off. For they are afraid of even a whisper… noise makes such a difference… zound zystem to the head!


kayıt/recording: Bandista, Stüdyo Kadıköy/İSTANBUL editing: Bandista

miksaj/mixing: Stüdyo Red/İSTANBUL mastering: Stüdyo Kadıköy/İSTANBUL kapak/cover: Bandista ağustos-eylül/august-september 2009




"Ezilenlerin geleneği gösteriyor ki, içinde yaşadığımız 'olağanüstü hâl' istisna değil kuraldır. Buna denk düşen bir tarih anlayışına ulaşmak zorundayız. O zaman açıkça göreceğiz ki, gerçek olağanüstü hâli yaratmak bize düşen bir görevdir. Böylece, faşizme karşı mücadelede daha iyi bir konuma ulaşacağız. Faşizm, talihini biraz da, hasımlarının ilerleme adına onu tarihsel bir norm gibi görmelerine borçludur.


Die Tradition der Unterdrückten belehrt uns darüber, daß der 'Ausnahmezustand', in dem wir leben, die Regel ist. Wir müssen zu einem Begriff der Geschichte kommen, der dem entspricht. Dann wird uns als unsere Aufgabe die Herbeiführung des wirklichen Ausnahmezustands vor Augen stehen; und dadurch wird unsere Position im Kampf gegen den Faschismus sich verbessern. Dessen Chance besteht nicht zuletzt darin, daß die Gegner ihm im Namen des Fortschritts als einer historischen Norm begegnen."


Walter Benjamin, Tarih Kavramı Üzerine/Über den Begriff der Geschichte, 1940

Benim Annem Cumartesi


Benim annem pazarları uyandırmaz yavrusunu

Benim annem pazartesi demlikte bir çay tanesi

Benim annem salı günü ya hüzün ya düğün tülü

Benim annem bir çarşamba görmesen de sen aldanma

Benim annem perşembeyi iyi bilir işkenceyi

Benim annem cumaları gezer bütün kuytuları


Benim annem cumartesi her bir dilde çıkar sesi

Benim annem cumartesi elinde solmuş bir resim

Benim annem cumartesi hesap soracak öfkesi

Benim annem cumartesi benim annem cumartesi



söz: Bandista

müzik: Bandista


Arjantin, Türkiye ve Şili'de özellikle darbe dönemi ve sonrasındaki demokrasi görünümlü ya da somut militer rejimler elinde kaybedilen, öldürülen, işkenceden geçirilen evlatlarının hesabını/akıbetini sormak için yan yana gelen Plaza del Mayo veya Cumartesi Annelerine bir selamlama olan bu çalışma, eril bir intikam alma çağrısından ziyade bizzat gündelik hayatın kurucusu olmasına rağmen (belki de bizzat bu nedenle) gerek cinsi gerek içtimai gerekse de iktisadi olarak en fazla sömürülen kadınların ve annelik durumunun -duygusal ya da mitik bir ajitasyona başvurmadan- toplumsallaştırılması gündemine sahip metin bloğunun üç farklı müzikal tarz içinden akıtılmasından müteşekkildir. Şarkı Albaylar Cuntası'na karşı Yunanistan Politeknik direnişinin bildik ezgisiyle, direniş geleneklerinin metinsel yahut müzikal düzeyde birbirinin içine örülmesini gaye edinir.



Pardon Afedersiniz Mr. Genelkurmay


Kılıçlarımızı biledik buraya geldik

Tek bir söz söyledik bedelini ağır ödedik

Bir koca ömrü verdik yemedik içmedik

Dört diyar teptik ama bana mısın demedik


Saltanatını yıktık, vicdani rap çıktık

Populizmden bıktık, zincirlerimizi kırdık

Uğruna astık kestik, bir koca ömrü verdik

Pes etmedik, hesap sormaya geldik


Hop şinanay, hopa şinanay

Görsün âlem beş yıldızlı rapstar

Hop şinanay, hopa şinanay

Pardon afedersiniz mr. genelkurmay



söz: Sultan Tunç

müzik: Sultan Tunç feat. Bandista


Sultan Tunç'un 2007 tarihli Oriental Rap'n Roll albümünde yer alan bu şarkı "paşanın başucu şarkıları" ana metninde de andığımız farklı cenahlardan ve farklı sesler içinden kendi hikâyelerimizi anlatmakta ısrar etmemiz bağlamı içinde tüm yaşananlara rağmen varlığımızı sürdürdüğümüzü vurgulayan metin bloğu ve 'circus' vari looplara dayanan müzikal altyapısıyla bu mevcudiyetin altını çizmektedir.



Yan Babilon


Evire çevire seni öyle bir döverim

Bir o kadar dayak da ben yerim netekim

Elindeki çoksa az olanla paylaş

Nasıl müzisyen bilemiyo'm şu serdar ortaç


Koyudan açığa doğru tüm renkler ton ton

Benim memurum işini bilir dediydi tonton

Bir elimde mikrofon kafamda da ponpon

Uçuyo'n dediler bana yere de kon kon


İster polis olsun ister astinomia fon

Burda vurdu Ferhat'ı orda gitti Aleko'n

Lakin Atina'da bu kez işlemedi tiyatron

Bu sefer de sen yan, yan yan yan Babilon


Yan yan yan Babilon

Yan yan yan yan yan yan

Yan yan yan Babilon

Bu sefer de sen yan, yan yan yan Babilon


Yine tersoya düştüm kafamda harmanım

İçine edeyim böyle nankör karmanın

Her mevsim ekilip bitmeyen tarlanın

Kargasını kovalasan ne yazar kemâlım


İskele alabanda yelkenler fora

Derrida'nın sevdiğim bir eseri Khôra

Feylezoflar dünyayı yorumladı ama

Öldürmeyeceksin derdi on emirde Tora


İster polis olsun ister astinomia fon

Burda vurdu Ferhat'ı orda gitti Aleko'n

Lakin Atina'da bu kez işlemedi tiyatron

Bu sefer de sen yan, yan yan yan Babilon


Yan yan yan Babilon

Yan yan yan yan yan yan

Yan yan yan Babilon

Bu sefer de sen yan, yan yan yan Babilon


söz: Bandista

müzik: Bandista


Babilon [Babil] kenti Tora ve Yeni Ahit ikonografisinde müesses nizamın, sürgünün, işkencenin, ticaretin, paranın ve 'günahın' içinde cisimleştiği bir tarife sahiptir ve ayrıca Rastafaryan harekette çürümeyi ve batı toplumunu simgeler. 80 darbesinin yarattığı toplumsal atmosfere ve sistemin kökenlerine dair göndermeler ve temelde devlet şiddetinin iki kurbanını Yunanistan aralık isyanı çerçevesinde anarak Babilon'un temellerinden sarsılıp yıkılmasına dair bir çağrıyı metin bloğunda sunan şarkı müzikal, vokal ve koral tercihleriyle Bandista'nın "ista" icraları içinde bir ilk çalışmadır.


bir oppa tzupa zound zystem hareketidir. | an oppa tzupa zound zystem move.

copyleft, bandista, 2009 | armağandır. çoğaltınız! dağıtınız! | copy! distribute!

www.tayfabandista.org | www.opzzz.org



Etiketler:

Perşembe, Eylül 17, 2009

Truman Capote-1924/1984



Truman Capote, Amerikan edebiyatının en önemli, en renkli yazarlarından biri. "Kurgusal olmayan roman" demeyi uygun bulduğu romanları ve novellaları ile tanınıyor en çok. Bir de kitapları kadar ünlenmiş partileriyle. Kurgusal olmayan roman ne demek? Gazetecilikle yazarlığı birlikte sürdürmek demek ve bu terim Bay Capote'nin icadı. Peki novella ne demek? Ne roman kadar uzun, ne de öykü kadar da kısa olan romancık demek.

Truman Capote, Truman Streckfus Persons ismi ile 1924'te New Orleans'ta doğmuş. Annesi tarafından terk edilip Alabama'da teyzeleri tarafından büyütülmüş, mutsuz bir çocukluk yaşamış ve yazmaya avuntu olarak başlamış. 11 yaşında yazar olmaya karar vermiş. Sahip olduğu birkaç arkadaşı, okuldan eve dönünce zorla piyano dersleri alırken o okuldan gelince saatlerce odasına kapanıp yazarmış.

Annesi 1933'te evlenince, teyzeleri Truman'ı annesinin yanına New York'a göndermiş. Zaten çocukluğunda bir türlü kendini tam olarak tanıyamamış olan Truman, büyük şehirde iyice kendini kaybetmiş. Önce okuldan atılmış, sonra kendini yavaş yavaş eğlence hayatına kaptırmaya başlamış. 17 yaşında ise ünlü edebiyat dergisi The New Yorker'da işe başlamış. Birkaç yıl sonra The New Yorker'ın daimi yazarlarından biriymiş artık. "Miriam" adlı hikayesi bir yayıncının ilgisini çekince bir yayınevi ile anlaşmış ve 24 yaşında ilk kitabı "Başka Sesler, Başka Odalar" yayımlanmış. Kitap, kışkırtıcı içeriği ve Truman'ın bizzat hazırlattığı tartışmalı kapağı ile konuşulmuş.
Edebiyat hayatında kazandığı ünü, onu sosyal hayatta da ünlü biri haline getirmiş. Zaten eğlenmeye pek meraklı biri olduğu için bu durum kendisi için bir problem yaratmamış tabii. Genç Truman, yani genç Bay Capote, yüksek sosyetenin en favori edebiyat nesnesi haline gelmiş; bütün önemli kulüplerin, restoranların ve partilerin kadrolu ismi olup çıkmış. Raydan çıktığını iddia eden gazetecilere ve meslektaşlarına da bir sonraki kitabı için araştırma yapmakta olduğu cevabını yapıştırıyormuş.

1958'de çıkan efsanevi romanı "Tiffany'de Kahvaltı", gerçekten de bu dönemde yaşadığı hayattan oldukça etkilenmiş. Kitap ve kitabın muhteşem Audrey Hepburn'ün oynadığı film uyarlaması ile bu büyük bir hevesle bağlı olduğu hayatın içine daha da girmiş. Ancak sefahate olan düşkünlüğü kadar hırsı da dillere destanmış, bu yüzden eğlenceye tam gaz devam edip eskisinin aynısı bir kitap yazmak yerine bu kez yeni bir konu üzerinde çalışmaya başlamış. Amacı, gazeteciliğe devrimsel bir yenilik getirmekmiş. İşte kurgusal olmayan roman kavramı bu sırada ortaya çıkmış.

Capote, jet sosyete arkadaşlarını ve meşhur New York partilerini bırakıp en yakın arkadaşı Harper Lee ile Kansas'a gitmiş. Amacı, 1959'da öldürülen Kansaslı Clutter ailesinin dört ferdinin hikayesini, kasaba hayatını ve geride kalanların yaşadıklarını araştırmakmış.

Truman Capote Kansas'tayken cinayetlerden sorumlu iki kişi yakalanmış ve kitabın konusu onların etrafında dönmeye başlamış. Altı yıl boyunca katillerle ve kasabalılarla konuşmuş. Notlarını bu görüşmeler sırasında almak yerine gün bitince alıyormuş. Kitaba bir edebi parça özelliğini kazandıran da bu olmuş.

Bu altı yıl içinde yaptığı çalışma için "Yazarken bütün yazarların önündeki büyük bir açmazı çözdüğümü fark ettim. Gazeteci hissiyatıyla yazılan bir roman yazmak istiyordum; gerçeğin güvenilirliğine, bir filmin akıcılığına, düz yazının özgürlüğüne ve şiirin hassalığına sahip bir şey yazmak istiyordum ve bunun mümkün olduğunu kanıtladım" demiş.Bu kitaptan sonra da hiçbir kitabını asla bitirememiş.

Sonuçta ortaya çıkan ve 1966'da basılan "Soğukkanlılıkla", zamanının en çok satan ve tartışılan kitabı olmakla kalmamış, Truman Capote'nin en önemli eseri olarak benimsenmiş. Çıktığı gibi bir klasik haline gelen kitap, Bay Capote'ye o güne kadar kadar hiçbir yazarın kazanmayı başaramadığı büyük paralar ve ün kazandırmış.
Bu kitabın başarısını kutlamanın tek yolu, eski günlere dönmek ve o günlerin şanına yakışır bir parti vermekmiş elbette.Yazarlar, eleştirmenler, işadamları, oyuncular, yönetmenler, kraliyet üyeleri, herkes onun arkadaşıymış. Böylece Truman Capote'nin yüzyılın balosu olarak isimlendiren efsanevi siyah beyaz balosunu gerçekleştirmiştir.Gazetelerin yorumlarına göre Beatles New York'a geldiğinde bile, bu kalabalığı toplayamamıştı denmiştir.

Bu parti sonun başlangıcı oldu. Capote; sıradaki projesini, içlerinde yaşadığı dore-lame yaldızlı dünyanın insanlarını anlatan "Answered Prayers"(Cevaplanmış Dualar) kitabı ile içinde olduğu hızlı hayatın başrolündeki herkesin sırlarını bir bir açık etmeyi ve tamamen gerçeklere dayanmayı amaçlamış.Esin kaynağı da şu sözdü: "Cevaplanmış dualarımız bize cevaplanmamış dualarımızdan daha çok gözyaşı getirir." Kitabın ilk birkaç bölümü 1975'de Esquire dergisinde yayımlanmış ve büyük bir gümbürtü kopmuş. Aslında o sadece bildiklerini yazmış.Bu kitabın devamı hiç yayımlanmamış ama yayınlanan kısmının yarattığı kargaşa ve tüm çevresinin ona sırtını dönmesi Bay Capote'nin münzevi ve yalnız bir hayat sürmeye karar vermesine yol açmış. Sosyal hayattan elini tamamen çekmiş, zaten başka bir seçeneği de yokmuş çünkü etrafında yüzüne bakan kimse kalmamış.

Truman Capote sürekli olarak "Answered Prayers"ı yazmaya devam ettiğini ve bitireceğini söylüyormuş ancak aslında tek yaptığı içmekmiş. Sonunda içki ve uyuşturucu bağımlısı olup çıkmış, birkaç kez tedavi olmaya çalışsa da başarılı olamamış. Bu sırada neredeyse hiç yazmamış. 1984'te, 59 yaşında öldüğünde, geriye bu kitapla ilgili tek bir not bile bırakmamış.

Truman Capote'nin en önemli eseri "Soğukkanlılıkla" demiştik. Onu tanımak için okumanızı önereceğimiz diğer kitaplar; "Bukalemunlar İçin Müzik", "Gece Ağacı", "Tiffany'de Kahvaltı" ve "Başka Sesler, Başka Odalar". Elbette bir de sadece bir rivayet olsa da "Bülbülü Öldürmek". Bu kitap, aslında Harper Lee'nin başyapıtı, kitaptaki Dill karakterinin Truman Capote olduğu herkesçe söylenir. Ancak rivayet odur ki bu kitabın büyük kısmı Bay Capote'nin elinden çıkmıştır, hatta tüm kitabı onun yazdığını iddia edenler bile vardır. Capote'nin "Soğukkanlılıkla"yı yazış hikayesi de filme çekilmiştir, Philip Seymour Hoffmann, Capote rolünü canlandırdığı bu rolle en iyi oyuncu Oscar'ını kazanmıştır.

Etiketler:

Pazar, Eylül 13, 2009

Jeff Buckley / Grace Around The World



Bundan 15 yıl önce tüm dünya Jeff Buckley adlı genç bir New Yorklu şarkıcı ve müzisyenle tanıştı. Buckley’nin ilk albümü olan Grace, dönemin en çok ses getiren ve etki bırakan albümlerinden biri oldu.

Albümün tanıtımı için Jeff Buckley ve grup arkadaşları 1994’den 1996’ya dek uzanan ve dünyanın farklı yerlerini kapsayan albümle aynı isimdeki bir turne ile şarkılarını müzikseverlerle paylaştı. Bu nedenle albümde yer alan parçaların her biri dünyanın farklı yerlerinde birçok kez sahnelenmiş oldu. Şimdi Jeff Buckley’nin bu performansları özel bir DVD halinde, 1994’de yayınlanan Grace albümün 15.yılı şerefine ilk defa müzik severlerle buluşuyor.

DVD’de Jeff Buckley’nin Amerika, Almanya, Japonya, İngiltere ve Fransa gibi dünyanın farklı yerlerinde performansları yer alırken ayrıca Jeff Buckley ile yapılmış röportajlar ile grubun kamera arkası görüntüleri yer alıyor.

DVD İçeriği:

* “Grace” Dünya Turnesi’nden ilk görsel doküman!
* Daha önce yayınlanmamış 9 kayıt! Özel sahne arkası görüntüler ve röportajlar!
* Yeniden master edilen “Grace Around The World” albümü!
* Bonus İçerik: Hallelujah videosu, Star Tours –VH1 Naked Cafe Kamera Arkası Özel, 1995 Merri Cry Röportajı ve daha bir çok canlı kayıt!
* Özel fotoğraflarla ve album notlarıyla tam 16 sayfalık kitapçık!
* 1995 İngiltere BBC Late Show kaydı ile “Grace”
* 1995 Frankfurt kaydı ile “So Real” , “What Will You Say” ve “Mojo Pin”
* 1995 MTV Japonya kaydı ile “Hallelujah”
* 1995 MTV Londra, Most Wanted kaydı ile “Eternal Life” ve “Last Goodbye”
gibi Jeff Buckley’nin en beğenilen şarkıları bu DVD’de!

Etiketler: